Dortyol.com - Dörtyol Haber, Dörtyol Güncel Son Dakika Haberleri

Çocukluğumun Dörtyolu

Çocukluğumun Dörtyolu

Alamet MÜSECCEL

Yazar

Yazarın toplam 1 yazısı bulunmaktadır.

Çocukluğumun Dörtyolu

Çocukluğumun Dörtyolu

Dörtyol doğumlu olduğum ve aslım neslim Dörtyollu olduğu için her zaman gurur duymuşumdur. 90'ların başında Dörtyol'da çocuktum, 90'ların sonunda ilk gençlik yıllarımın tadını Dörtyol'da çıkartıyordum. İlkokulu Kuzuculu ilköğretim Okulu'nda bitirmiştim. İnsan ilkokul yıllarını pek yaşanmış sayamadığından mıdır yoksa aradan uzun yıllar geçmesinin verdiği bulanıklıktan mıdır bilinmez ama hatırladığım kadarıyla uslu bir çocuktum ve derslerimde de orta halliydim sanıyorum. İlkokul öğretmenimiz rahmetli Ahmet EMRE o zamanlar 25 yıllık öğretmendi. Erzinli olan öğretmenimiz çok tecrübeli olduğu gibi idealist ve Atatürkçü biriydi. Bu yüzden olacak hayatım boyunca Atatürk'ü hep çok sevdim. Çok sonra ölüm haberini aldığımda çok üzüldüm: Allah rahmet eylesin, ışıklar içinde uyusun. 


Ortaokul kaydımı annem ve babam Dörtyol'da hiç istemediğim bir okula yaptırdılar. Gerçekten o okulda ömrümün en sıkıcı sayılabilecek iki yılını geçirdim. Ortaokul birinci sınıfı okula gelip giderek, okul sonrası mahalleden çocuklarla gülle (misket), patlanguç (Bu oyunu unutmam ne mümkün), sapanla kuş vurma ve top oynayarak geçirsem de ikinci yıl okulun verdiği iç sıkıntıdan olacak çarşıdaki atari salonlarına, lunaparka ve ara sıra Atatürk parkına gidiyordum. Sahi, neydi o atari salonları öyle? Street Fighter oynamaya bayılıyordum. Tek jetonla on adamı alt ettiğim oluyordu bazen. 


Her gün çarşı içini keşfe çıkıyordum: Eski meyve sebze hali, bana en ilginç gelen yerlerden biriydi. Kadim zamandan beri köşebaşını tutmuş Vakıfbank'ın arkasındaki bu sebze halinde sürekli bir keşmekeşlik mevcuttu. Dörtyollular genellikle meyve-sebze ihtiyaçlarını buradan karşılıyordu. Tabiki o dönem halkın büyük kısmı (özellikle kasabalar ve köyler) kendi sebze meyvesini ürettiği için biz Dörtyol elit kesiminden bahsediyoruz. Ne zaman buraya girsem mutlaka, hiç tanımadığım halde elime karşılıksız meyve tutuşturan esnaflar olurdu. Dörtyol'da bazen rasgele portakal mandalina bahçelerine girer babamızın malı gibi istediğimiz kadar meyve yerdik. Çocuk olduğumuz için olacak, çoğu bahçe sahipleri bizi gördüğü halde ses etmezdi. İnanın Dörtyolluyum diye demiyorum ama emin olunuz, dünyanın hemen hemen yarısını gezmiş biri olarak diyebilirim ki Dörtyol halkı kadar gözü gönlü bol, misafirperver insanı mumla arasanız bulamazsınız şu yeryüzünde.


Bu arada öğle yemeklerini o dönem rahmetli dedemin dostları olan Esen Kebap'ta yiyorum. O kadar lezzetli kebap yapıyorlardı ki halen unutamadığıma göre artık varın gerisini siz düşünün. Arada bazenleri atari salonundan tanıştığım çocuklarla peynir, zeytin, salatalık, domates ve yaz helvasından mütevellit ortak sofra kuruyorduk. Baba ve oğullar olarak çalışan şişko kebapçılar o dönemin unutulmazlarından olduğunu unutmayalım bu arada. Filmlerde ne zaman rahmetli Nejdet TOSUN'u görsem halen şişko kebapçı gelir aklıma. Adamcağızı bazen dükkanının dışında tahta sandalyeye oturmuş görürdüm de o sandalye nasıl kırılmıyor diye şaşar kalırdım. Şimdiki şişko ve esen kebap nasıldır inanın bilmiyorum.


Neyse efenim ben kâh atari salonunda, kâh sebze halinde, orda, burda Dörtyol'u keşfederken devamsızlık daha ilk dönemden 19 gün olmuş. O dönemlerde 20 gün okula gitmezsen otomatikman sınıfta kalıyordun. Bir gün okul müdür yardımcısı beni çağırdı ve şiddetli şekilde azarlayarak 1 gün daha devamsızlık yaparsam sınıfta kalacağımı söyledi. Üstelik okulun henüz ilk dönemi! O zamanlar cep telefonu, internet filan olmadığı için ailemin bu durumdan haberi yok tabi. İnsanların teknoloji çılgınlığına kapılmadığı, kültürel ve insani yozlaşmanın henüz gerçekleşmediği, samimi zamanlardı vesselam. Artık Kuzuculu'dan Dörtyol'a her sabah belediye otobüsüyle okula giderken gözüm sürekli basit saatimde. Okula geç kalmak düşüncesi bile iç sıkıntımı dayanılmaz boyutlara getiriyor. Okul, sabah başlayıp öğleden sonra 15:00 gibi son ders zili çaldığı için ben, bu kez de okul çıkışlarında Dörtyol çarşı içine gidiyorum. Son belediye otobüsüne zar zor yetişerek eve dönüyorum çoğu kez. Allah'tan ailem çok hesap sormuyor neredeyim napıyorum diye. 


Aylarca süren bu süreçte inanın bana sürekli takıldığım hiç arkadaşım olmadı: hep yalnızım. Atari salonundan tanıdığım çocuklar vardı ama onlar hep atari salonunda kalırdı; bense sıkıldığım anda oyunu bırakır atardım dışarı kendimi. Hafta içi günlerinin o mistik Dörtyol'u, o sakinlik adeta mest ederdi beni. Atatürk parkının hapisaneye bakan köşesine oturur, yoldan gelip geçenleri seyreder düşüncelere dalardım. Henüz hayata atılmadığım, yaşam kavgasına başlamadığım, feleğin sillesini yemediğim tasasız zamanlarda neler düşünürdüm inanın bilmiyorum ama şimdilerde olduğu gibi yaşamı sorgulamadığım kesin olmalı. 


Cumartesi kurulan Dörtyol pazarına bazen babamla alışverişe geldiğimde Dörtyol, haliyle çok kalabalık oluyordu. Hafta içine göre neredeyse dört-beş kat olan bu kalabalık beni boğuyor, adeta bende oradan koşarak kaçma isteği uyandırıyordu. Pazar günleri ise Dörtyol'un en boş olduğu, neredeyse bütün iş yerlerinin kapalı olduğu gündü. Dışarıdan hiç Dörtyol?u bilmeyen biri Dörtyol'a pazar günü gelse Dörtyol çarşısını terk edilmiş zannedebilirdi. 


Ooo laf lafı açmış bu yazı haddini çoktan aşmış. İlerde bir havaya girersem ikinci bölümü de yazarım artık. Sonra Gençliğimin Dörtyol'u'na geçeriz belki. Dörtyol maceraları mı? Bende macera biter mi hemşerim? Bu arada bu mekânın sahibi de benim. Kalın sağlıcakla...