Dortyol.com - Dörtyol Haber, Dörtyol Güncel Son Dakika Haberleri

Sabahattin Ali kimdir?
Sabahattin Ali kimdir?

Sabahattin Ali kimdir?

Askeri kökenli bir ailenin çocuğu olan Sabahattin Ali, 1907 yılında, şimdi Yunanistan'a bağlı olan Gümülcine'de doğdu. Babası Piyade Yüzbaşı Selahattin Ali Bey, annesi Hüsniye Hanım'dır. Kendisi bir mektupta babası için, "İstanbul'un asil ve eski bir ailesinin çocuğu idi babam. Çok iyi büyütülmüş, terbiye edilmişti. Askerliği en şerefli meslek olarak gören ailesi kendisini Harbiye'ye (Harp Okulu) vermiş, oradan zabit (subay) çıkmıştı." demişti. 


Çanakkale Savaşı'nın korkunçluğu annesinin sağlığını bozdu


Babası, Edirne'de görev yaptığı sırada aynı birlikteki görevli bir mülazımın kızı olan Hüsniye Hanım'la evlendi. Sabahattin Ali, ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Dört yaşındayken kardeşi Fikret doğdu. Sabahattin Ali'nin iç dünyasında Birinci Dünya Savaşı'nın Osmanlı cephesinde en çetin mücadelelere sahne olan Çanakkale Savaşı derin izler bırakmıştır. Müttefik Askeri Harekatı'nın başlamasından önce babasının Divan-ı Harb-i Örfi Başkanı (Sıkıyönetim Mahkemesi) olarak Çanakkale'ye tayin edilmesi üzerine gittikleri kent, kısa bir süre sonra başlayan müttefik orduların harekatıyla ateş yağmuru altında kalınca, dünyası altüst oldu. Savaşın korkunçluğundan dolayı Sabahattin Ali'nin annesi Hüsniye Hanım iki kez canına kıymak istemiş, ruh sağlığını kaybetmiştir.


Babası İzmir'e yerleşti


Savaş sonrası baba Selahattin Bey, gerek eşinin rahatsızlığı, gerekse annelerinin hastalığından etkilenmiş çocuklarının yeni bir savruluşa tahammül edemeyeceği düşüncesiyle askerlikten istifa edip İzmir'e yerleşti. Sivil hayatta tutunmak, biriktirdiği sınırlı parayla serbest çalışmak istiyordu. Bir yer kiralayıp hemen işe koyuldu. Düzen tutturur gibi olacakken bu kez de Yunan işgali başladı. Selahattin Bey çaresiz bir şekilde ailesini de alıp Edremit'e, kayınvalidesinin yanına gitti. Edremit'te Sabahattin Ali'nin Süheyla isimli bir de kız kardeşi olmuştur.


Galatasaray Lisesi'ne kayıt yaptırdı


İlkokul'a Edremit'te başlayan Sabahattin Ali'nin hayali aslında İstanbul'da okumaktı. Bu hayal, ilkokulu bitirdikten sonra dayısının yanına, İstanbul'a giderek Galatasaray Lisesi'ne kayıt yaptırmasıyla gerçekleşti. Henüz Galatasaray Lisesi'nde ilk yılıyken, Anadolu'da başlayan Milli Mücadele başarılı olmuş, Sakarya Meydan Savaşı kazanılmış ve İstanbul Hükümeti düşmüştü. O dönemde her kamu kurumu gibi Galatasaray Lisesi de kapatılmıştı. Mecburen Balıkesir'e geri dönen Sabahattin Ali, senesini boş geçirmemek için Dârülmuallimîn'e (Erkek Öğretmen Okulu) kayıt yaptırdı.


İlk öyküsü Horoz Mehmet


Sabahattin Ali, okumaya, yazmaya meraklı ve içine kapanık bir öğrenciydi. Annesinin ara sıra nükseden rahatsızlığı dolayısıyla gerilen ev ortamına tercih ediyordu okulda olmayı. İlk öyküsü Horoz Mehmet'i ve ilk şiirini bu dönemde yazdı. Tasvir gücünü, imgeleri kullanmada başarısını görmemek imkansızdı. 1925'e kadar yazdıklarını okul gazetesi ve Yeniyol Dergisi dışında bir yerde yayınlamak için çaba harcamadı. Dört yıl böyle geçti. 


Babasının trajik ölümü


Beşinci sınıfa başladığında annesinin durumunun kötüye gittiğini haber aldı Sabahattin Ali. Yeniden, sık sık kriz geçirmeye başlamıştı anne Hüsniye Hanım ve ev ortamında iyileşmesi mümkün görünmüyordu. Selahattin Bey, Hüsniye Hanım'ı İstanbul'a getirip Fransız Hastanesi'ne yatırmak zorunda kaldı. İki oğlu kendilerini idare edecek yaştaydı ama eşinin tedavisinin devam ettiği dönemde henüz bebek olan Süheyla'nın bakımını üstlenmek durumunda kaldı Selahattin Bey. Sonunda Selahattin Bey'in tüm bunlara hasta kalbi dayanamadı ve doktorlardan, eşinin tamamen iyileştiği, taburcu edilebileceği haberini aldıktan bir hafta sonra öldü. 


Kuyucaklı Yusuf'ta annesini yazdı 


Annesine öfkeliydi Sabahattin Ali, babasının ölümünden açıkça annesini sorumlu tutuyordu. Öyle ki, yıllar sonra Kuyucaklı Yusuf'u yazarken, romanın kötü karakteri Şahinde Hanım karakterinde annesine olan öfkesini yansıtacaktı romana ama olanca öfkesine rağmen hayatının sonuna kadar da annesinin üzerinden elini çekmedi. Cezaevinde olduğu dönemlerde bile, arkadaşları aracılığıyla Hüsniye Hanım'a maddi destekte bulunmaya, onu muhtaç duruma düşürmemeye çalıştı. 


Türk okuruyla ilk buluşma


Türk okuru Sabahattin Ali'yi ilk kez 1926 yılında, Orhan Şaik Gökyay yönetimindeki Çağlayan Mecmuası'nda yayınlanan yazıları ve editörlüğünü Halit Fahri Ozansoy'un yaptığı Servet-i Fünun Dergisi'nde yayınlanan şiirleriyle tanıdı. Tasavvuf düşüncesine, özellikle Kadirî geleneğinin piri Abdülkadir Geylani'ye aşkla bağlı genç bir kalem vardı okurların karşısında.


İlk öğretmenlik deneyimi Yozgat


Sabahattin Ali, 1927 yılında İstanbul Erkek Öğretmen Okulu'na naklini yaptırıp son sınıfı burada okudu. Mezun olduktan sonra Yozgat iline, Cumhuriyet İlkokulu'na öğretmen olarak atandı. Sadece yaz aylarında İstanbul'a gelebiliyordu artık. İstanbul'a geldiğinde şehrin büyüleyici, tarihi yapılarını seyrederek derin düşüncelere dalıyor, Pertev Naili Boratav gibi sınıf arkadaşlarıyla buluşup sohbet etmekten keyif alıyordu. Böylesi günlerin birinde, tesadüf eseri girdiği Avrupa burs imtihanında başarılı olunca hayatının akışı değişti. 


Almanya'ya gitti


Ezberlediği beş-on kelime dışında hiç lisan bilmeden gittiği Almanya'da, haftada üç gün dil kursuna gitmiş, Almanca kitapları sözlük yardımıyla okumaya çalışmış ve zamanla çevirmen olacak kadar Almanca öğrenmişti Sabahattin Ali. Özellikle Almanya'da, onun bütün dünyası, kitaplar olmuştu. Yutarcasına Alman ve Rus edebiyatını okuyor, okurken adeta kendinden geçiyordu. Topu topu bir buçuk yıl süren Almanya macerası bütün düşünce dünyasını değiştirmişti Sabahattin Ali'nin. 


Aydın'da öğretmenlik ve ilk tutuklanması


Sabahattin Ali, Almanya'dan döndüğünde Aydın'a, ortaokul Almanca öğretmeni olarak atandı ve göreve başlar başlamaz, birikimini aktarmak istediği öğrencilere yaşadıkları çağı anlatmak heyecanı, onu ilk yasak duvarının önüne taşıdı. Öğrencilere yıkıcı propagandalar yaptığı, tehlikeli bilgilerle kafalarını karıştırdığı gerekçesiyle tutuklandı. Hapishaneyle ilk tanışmasıydı. Yaşadığı her olumsuz deneyim, yazı hayatına kaynaklık edecek olan Sabahattin Ali, hikayeciliğinin temelini oluşturan Anadolu insanını tanıdı üç ay kaldığı Aydın cezaevinde. 1931 yılı sonunda cezaevinden tahliye edilen Sabahattin Ali'nin, yine Almanca öğretmeni olarak bu kez Konya'ya çıktı tayini. 


Ziya Gökalp ve Abdülkadir Geylani'ye hayrandı


Sabahattin Ali, düşünce dünyasındaki arayışının yeni durağı Ziya Gökalp'i bu dönemde keşfetti. Cumhuriyet'e ilham veren Ziya Gökalp'e, tıpkı Geylani'ye olduğu gibi hayran ve bağlılık hissediyordu. Bir yandan okulda ders veriyor, bir yandan da yazmayı planladığı Kuyucaklı Yusuf romanını kaleme alıyordu.


O dönemde Konya'da Yeni Dünya Gazetesi'ni yayınlamakta olan Cemal Kutay'ın teklifiyle Kuyucaklı Yusuf romanı, bu gazetede tefrika edilmeye başladı. Birkaç bölüm yayınlandığı halde, kendisine telif ücreti ödenmeyen Sabahattin Ali, romanın ilerleyen bölümlerini göndermemişti. Cemal Kutay, bu olaya sinirlenip karakola giderek Sabahattin Ali'nin bir ev sohbeti sırasında Atatürk'e hakaret ettiği yönünde asılsız ihbarda bulundu ve Sabahattin Ali yeniden tutuklandı. 


Aldırma Gönül'ü Sinop Cezaevinde yazdı


1933 yılında Konya'dan Sinop cezaevine nakledildi Sabahattin Ali ve sonraki yıllarda bestelendiğinde pek çok kişinin belleğine yerleşen Aldırma Gönül şiirini burada yazdı. 1933 yılında cezaevinden çıksa da, artık memuriyetten men edilmişti. Cezaevinden çıktıktan sonra karşılaştığı bir dizi olumsuzluk, Sabahattin Ali için sürpriz olmadı. Ankara'ya gitmiş, yeğenlerinin rencide edici tavırlarına katlanmak pahasına geniş maddi inkanlara sahip dayısının evine sığınmak zorunda kalmıştı. 


Atatürk'e şiir yazdı


Yeniden memuriyete alınmak için Milli Eğitim Bakanlığı'nın kapısından ayrılmıyor, Bakan Hikmet Bayur'un red cevaplarına rağmen ısrar ediyordu. Sonunda Bakan Bayur'la yüz yüze görüşmeyi başardı Sabahattin Ali ve "Ne yapmam lazım?" sorusuna aldığı, "Yazın!" yanıtı üzerine 1934 yılı Ocak ayında Varlık Dergisi'nde Atatürk'e olan hayranlığını yansıtan Benim Aşkım adlı şiiri yazıp, yayınladı. Önce Talim Terbiye Kurulu'nda işe başladı ardından ortaokul Almanca öğretmenliğine verildi.


Aşık olduğu Aliye Hanım'la evlendi


Şiirlerini topladığı Dağlar ve Rüzgar kitabını yayınladığında kitabın, o dönem iktidarın adeta resmî yayın organı olan Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi'nde Yaşar Nabi Nayır'ın övgülerine mazhar olması, Sabahattin Ali'ye ilgiyi bir anda arttırdı. İstanbul'a amcasını ziyarete gittiğinde tanıdığı komşu kızı Aliye Hanım'a aşık olan Sabahattin Ali, bir süre sonra sevdiği kız Aliye Hanım'la evlendi. Hayatı düzene girer gibi olmuştu artık. 


Tekrar memuriyetten atıldı


Sabahattin Ali, İçimizdeki Şeytan romanını bu dönemde yazdı. Edebi açıdan bakıldığında bu eser çok başarılı sayılmadı. Kötülerin çok kötü, iyilerin toz kondurulmayacak derecede iyi olduğu sıradan bir konuydu işlediği ama iç seslerde yansıyan eleştirel bakış, Sabahattin Ali'nin hayat çizgisini değiştirdi. Kendilerini toplumun kurtarıcısı olarak sunan, memleketin aydınlık geleceğini inşa ettiklerini zanneden aydınların kokuşmuşluğu, sergiledikleri onca afra tafraya karşın gerçekte beş para etmezliklerini anlatıyordu. Roman, özellikle milliyetçi çevrelerin tepkisini hemen çekti. Hüseyin Nihal Atsız, romanın karakterlerinden Nihat'ı üzerine alınmış ve çok sert bir dille eleştirmişti Sabahattin Ali'yi. Sabahattin Ali buna karşılık dava açtı ve kazandı ama bir kez daha memuriyetten uzaklaştırıldı. 


Sabahattin Ali'nin çalışabileceği tek alan gazetecilikti artık. İstanbul'a giderek La Turquie ve Yeni Dünya gazetelerinde makaleler yazmaya başladı ama Tan gazetesine saldırı olaylarında bu gazeteler de tahrip edilince işsiz kaldı. 


Marko Paşa yolculuğu


1947 yılına kadar Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'la birlikte Marko Paşa yolculuğu başladı Sabahattin Ali'nin. Siyasi mizah yayıncılığının en dikkat çeken örneklerinden biri olarak basın tarihine geçen dergi, adındaki 'paşa' sözcüğüyle İsmet Paşa'yı (İnönü) hedef aldığı düşüncesiyle takibata uğrayıp kapatılınca, önce Malum Paşa, ardından Merhum Paşa ve Öküz Paşa gibi isimlerle yayın hayatını sürdürmeye çalıştı. 


Sabahattin Ali, bu dergilerde çıkan yazılarından dolayı sık sık gözaltına alınıyordu. Kendi çektiği sıkıntıdan çok eşine ve kızı Filiz Ali'ye çektirdiği sıkıntılar dolayısıyla bunalıyordu. 


Avrupa'ya gitmeye karar verdi


1948'de, üç aylık cezasını çektikten sonra cezaevinden çıktığında işsizdi. Gazete ve dergiler, sayfalarında onu görmek istemediği gibi onu binalarından içeri dahi almaya korkuyorlardı. Sabahattin Ali de bunun üzerine yurtdışına gitmeyi düşündü. Pasaport almak için müracaat etti ama talebi reddedildi. Yasal yoldan yurtdışına çıkma olanağı olmadığını anlayınca kaçak olarak gitmeye karar verdi. Kendisine Bulgaristan üzerinden Avrupa'ya geçirmeyi vadeden kaçakçı bir kişiyle anlaştı. 


Ölümü muamma olarak kaldı


2 Nisan 1948 tarihinde Kırklareli'ne bağlı Kızılcadere Köyü yakınlarında bindikleri aracı terk edip, sınıra yöneldikleri sırada anlaştığı kaçakçının saldırısına maruz kaldı Sabahattin Ali ve öldürüldü. Olay ortaya çıktıktan sonra yakalanan ve suçunu itiraf eden kişi dört yıl hapis cezası alsa da birkaç hafta sonra çıkan aftan yararlanarak serbest kaldı. 


Hayatının önemli bir kısmı sıkıntı, hayal kırıklıkları içinde cezaevinde geçti Sabahattin Ali'nin. Ruh dünyasını yansıtan, halk şiiri tadında duru, romantik mısralarıyla ünlendi. Türk Edebiyatı'nın en çok okunan, çıktığı günden bugüne en çok satılan ve en romantik romanı olan Kürk Mantolu Madonna'yı yazdı. Öykü ve romanlarında yansıttığı düşünce dünyasını şekillendirense ideolojik kalıplar ya da romantizm değil, çocukluğundan itibaren taşıyıp hayatının sonuna kadar terk etmediği, bazen kendi kendini kışkırtan düzeye varan haksızlığa isyan duygusu oldu.


"Bir gün kadrim bilinirse 

İsmim ağza alınırsa

Yerim soran bulunursa

Benim meskenim dağlardır"


-Sabahattin Ali

Yorumlar

  • Yağmur Darınç - 2020-10-06 05:55:18
    Sabahattin Aliyi ne güzel anlatmışsınız. Kızı Filiz Alinin teliften vazgeçerek babasının külliyatının daha çok okunmasını sağlaması gerçekten takdire şayan...